Ana içeriğe atla

2.DERS: HZ. ÖMER

 

Hz. Ömer (ra)’ın hayatı… 28 senesi İslam’a adanmış bir hayat. Öyle bir hayat ki 6 sene geç gelmesine rağmen arayı çabucak kapatan, basamakları üçer beşer çıkarak Peygamberimiz (sas)’ in soluna geçmeyi başaran bir hayat.

Mucize İstersen İslam’dan Önce Ömer İslam’dan Sonra Ömer

Hz. Ömer’in hayatı İslam’ın insan yetiştirme mucizesini ortaya seriyor. “Mucize istersen eğer, İslam’dan önce Ömer, İslam’dan sonra Ömer.” dedirtiyor. Bu durumu daha anlaşılır kılmak için kitabımızda geçen şu örneği vermekte fayda var:

Hz. Ömer (ra), I.Habeşistan hicretine katılmak için hazırlık yapan antlaşmalı köleleri Amir b. Rebia ve hanımı Leyla bint Ebi Hasma’nın yanına gelir. Öncesinde onlara Müslüman oldukları için çok fazla işkence etmiştir. Leyla’nın Hz. Ömer’e onun işkencelerinden bıktıkları için Habeşistan’a hicret edeceklerini söylemesi üzerine Hz. Ömer duygulanır ve sesi titreyerek “Gidin Allah yardımcınız olsun!” der. Sonrasında bu durumu kocası Amir’e anlatan Leyla “Ben öyle tahmin ediyorum ki Ömer Müslüman olacak.” der. Bunun üzerine kocası Amir’in söylediği sözler İslam’dan önce Ömer ile İslam’dan sonra Ömer’in farkını bizlere anlatıyor. Amir diyor ki: “Ömer’in babası Hattab’ın ölmüş eşeği kalkar Müslüman olur, Ömer Müslüman olmaz.” İslam'dan kilometrelerce uzak yaşanan bir hayattan İslam'ın halifesi olmaya uzanan muhteşem bir dönüşüm hikayesi...

Aklımız Vardı Ama Hidayetimiz Yoktu!

Okuduklarımızdan Hz. Ömer’in Cahiliye Dönemi ile ilgili söylediği bir söz doğruyu yanlıştan ayırt edebilmenin anahtarını veriyor bizlere. Hz. Ömer bir gün genç Müslümanlara diyor ki: “Biz öyle insanlardık ki kendi ellerimiz ile helvadan putlar yapar sonra acıkınca onları yerdik. Kız çocuklarımızı dayına gidiyoruz diye evden alır, kendi ellerimizle diri diri toprağa gömerdik!” Bu sözleri duyan genç Müslümanlar şaşkınlıkla “Ey Müminlerin Emiri! Siz bunları nasıl yapabildiniz? Bunları yaparken aklınız yok muydu?” diye sordular. Hz Ömer bu soruya şu şekilde karşılık verdi: “Ey Oğulcuğum! Aklımız vardı, ama hidayetimiz yoktu.” Yani hak ile batılı ayırt etmemizi sağlayan şey tek başına akıl değildir. Akıl gözdür, hidayet ise nur, yani ışıktır. Işık olmayınca göz görür mü?

Ömer’ül Faruk

Hz. Ömer’in Faruk lakabına da değinmemiz gerekli. Hz. Ömer’in Müslüman oluş sürecinin üçüncü ve son basamağı olan Darü’l Erkam’a gelerek iman etmesi ve iman eder etmez “Ya Resulullah! Ne zamana kadar böyle kapalı kapılar ardında imanımızı saklayacağız. Çıkalım Mekke’nin sokaklarına ve haykıralım imanlarımızı!” demesi üzerine Efendimiz (sas) , Hz. Ömer’e “Sen bugünden sonra Ömerü’l-Faruk’sun!” diyecektir. El-Faruk, fark eden, ayıran, kesip koparan… Hakkı batıldan, imanı inkardan, hidayeti dalaletten, adaleti zulümden, hayrı şerden çok net çizgilerle ayıran… Hz. Ömer ömrünün sonuna kadar bu lakabın hakkını vererek yaşamıştır.

Adaletin Timsali

Hz. Ömer (ra) sanılanın aksine sadece celal sıfatının sahibi biri değildi. Hz. Ömer (ra) ‘ in şahsiyetinin üç temel esası vardı: Adalet, kuvvet ve rahmet. Kuvvet olmazsa otorite sağlanamaz. Ancak kuvvetin hemen karşısına rahmet konmazsa, o kuvvet Allah korusun zulme, haksızlığa dönüşebilir. İşte Hz. Ömer (ra) celal sıfatı ile adalet terazisini hayatında kurarken bir kefesine kuvveti, bir diğer kefesine de rahmeti koydu. Böylece adaletin timsali, örneği ve rehberi oldu.

Sultan Değil Halife

Son olarak Hz. Ömer’in hilafeti bir yetki değil, görev olarak anlaması üzerinde durmak istiyorum. Hz. Ömer hiçbir zaman halifeliği bir güç gösterisi, halkı ezmek için bir araç veya servetini artırmak için bir kazanç kaynağı olarak görmemiştir. Selman-ı Farisi onun son haccında Arafat’ta şöyle ağladığını görüyor: “ Vallahi! Halife miyim, sultan mıyım bilemiyorum. Eğer halife isem rahmeti elde edebilirim, eğer sultan isem vay halime…” Selman-ı Farisi bu sözleri duyunca: “Ömer korkma! Sen haksız yere bir tek dirhem yemedin, haksız yere bir tek dirhem yedirmedin; sen Resulullah’ın raşid halifesisin.” diyecekti. Rabbim bizlere Hz. Ömer’in bu şuurunu içinde taşıyan yöneticiler nasip etsin inşallah.

Konuştuklarımızdan Hz. Ömer’in hayatındaki beş kavram dikkatimizi çekiyor: Samimiyet, farukiyet, adalet, kuvvet ve rahmet. Rabbim bizlere de Hz. Ömer gibi samimi bir iman sahibi, hakkı batıldan ayırabilen, kuvvet ve rahmeti dengeleyerek adaletle davranabilen birer Müslüman olmayı nasip etsin inşallah. Hz. Ömer (ra)’ e selam olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Girizgah

      Tüm düzenimizin bozulduğu bu dönemde, bir rehberin ihtiyacını duyduk. Birkaç arkadaş bir araya gelip bir sohbet zinciri kurduk, konumuzu da "Sahabe Hayatları" olarak belirledik.     Her hafta bir sahabeyi Muhammed Emin Yıldırım' ın Sahabe Dersleri adlı kitabından okuyacağız. Edindiğimiz bilgiyi ise merkep gibi taşımaktansa paylaşmaya karar verdik.     Bir ürün ortaya koymanın değeri çoktur. Yalnız konuşmakla olmaz, üretmek lazım. Biz de her hafta öğrendiklerimizle ilgili notlar paylaşmaya karar verdik. Zira yazmak zihni açar ve düşünceleri düzene sokar.  Allah' ın izniyle, siz de bu notlardan bizim kadar yararlanırsınız.     Hayatlarımızı sahabe rehberliğinde geçirmek dileğiyle.    

7. Ders: Hz. Talha bin Ubeydullah (r.a)

Vedûd olan Allah'ın adıyla... Bazı okul meşguliyetlerimiz sebebiyle yazılarımızı paylaşmada biraz geciksek de buluşmalarımıza devam ediyoruz elhamdülillah. Bu yazımızda Yaşayan Şehit Talha bin Ubeydullah'tan bahsedeceğiz. Yapraklarını, dallarını, meyvelerini, salkım salkım çiçeklerini cömertçe sunan akasya ağacı anlamına gelmektedir Talha. Sahabe efendimiz de tam olarak ismiyle müsemmâ. Henüz İslam'la tanışmadan önce de imanın izlerini taşıyor hayatında. Yoksullara yardım ediyor, düşene destek çıkıyordu. Yine bir gün ticaret için gittiği Busra'da bir rahipten duyduğu sözler vesile oldu imanla tanışmasına. Ardından Mekke'ye döndüğünde birçok insana olduğu gibi Hz. Ebu Bekir'in elleri götürdü onu Peygamberimiz (sav)'e.  Yüreğine dolan iman sevincini ailesiyle paylaşmak şöyle dursun akrabalarından işkencelere maruz kalıyor, bu eziyetlerin başını da annesi çekiyordu. Bunca ağır eziyetlere rağmen hakikatin tadını bir kez almıştı.  ''İsterseniz beni öldürü...

5.DERS: HZ. HATİCE

  “Hanımlar âleminin en hayırlıları şunlardır: İmran'ın kızı Meryem,   Müzâhim'in kızı Âsiye,   Hüveylid'in kızı Hatice,   Muhammed'in (sas) kızı Fâtıma. " (Tirmizî, Menâkıb, 130) Bismillah. O   kutlu kadın ki, yeryüzünde Peygamber Efendimiz (sav)’den sonra ilk iman eden kişi olma şerefine nail olmuş, evine doğan nübüvvet güneşine on yıl kol kanat germiş, cahiliye toplumunda dahi  t âhire, ceyyide, kübra olarak bilinmiş, hanımlar âleminin en hayırlı kadınlarından Hz. Hatice bint Hüveylid...   Biz Hatice annemizden (radıyallahu anha) kendini   –malıyla, mülküyle, evlatlarıyla- davasına adayan mümin insan karakterini öğrendiğimiz gibi yine O’na bakarak Müslüman kadının İslam toplumunda birey olarak yeri ve değeri; buna ek olarak eş olma, annelik, tacirlik gibi toplumsal vazife ve rolleri hakkında fikir sahibi oluyor ve İslam kadını olarak karşılaştığımız tüm görevlerde yüzümüzü ona her döndüğümüzde muhteşem bir örnek tablo ile karşılaş...