Ana içeriğe atla

5.DERS: HZ. HATİCE

 

“Hanımlar âleminin en hayırlıları şunlardır:

İmran'ın kızı Meryem,

 Müzâhim'in kızı Âsiye,

 Hüveylid'in kızı Hatice,

 Muhammed'in (sas) kızı Fâtıma. "

(Tirmizî, Menâkıb, 130)

Bismillah.

O  kutlu kadın ki, yeryüzünde Peygamber Efendimiz (sav)’den sonra ilk iman eden kişi olma şerefine nail olmuş, evine doğan nübüvvet güneşine on yıl kol kanat germiş, cahiliye toplumunda dahi tâhire, ceyyide, kübra olarak bilinmiş, hanımlar âleminin en hayırlı kadınlarından Hz. Hatice bint Hüveylid...  Biz Hatice annemizden (radıyallahu anha) kendini  –malıyla, mülküyle, evlatlarıyla- davasına adayan mümin insan karakterini öğrendiğimiz gibi yine O’na bakarak Müslüman kadının İslam toplumunda birey olarak yeri ve değeri; buna ek olarak eş olma, annelik, tacirlik gibi toplumsal vazife ve rolleri hakkında fikir sahibi oluyor ve İslam kadını olarak karşılaştığımız tüm görevlerde yüzümüzü ona her döndüğümüzde muhteşem bir örnek tablo ile karşılaşıyoruz.

Hz. Hatice, Peygamber efendimiz(sav)den daha önce dünyaya gelmiş, varlıklı bir ailenin kızı olarak büyümüş ve her türlü iffetsizliğin meşru olduğu bir zamanda iffetiyle nam salarak tâhire (temiz) olarak anılmıştır. Yapmış olduğu iki evlilikte de eşlerini yitiren o tâhire hanımın hayatının bu safhasında dikkate değer önemli bir nokta var ki o da Hz. Hatice’nin büyük bir servetle Mekke gibi o günün dünyasında hiçbir iffet sınırının olmadığı karanlık bir zaman ve mekanda dul olarak yaşamaya başladığında evine kapanıp, o servet ile güzelce geçinip gitme kolaylığının yerine, bataklıkta bile nasıl batmadan yaşanacağını aleme gösterme çabası ile ticarete devam etmesidir. Bu mücadele, günümüzdeki gibi bir iffetsizlik çağında da iffetli Müslüman bir kadın olarak var olabilme mücadelesi için en güzel örnektir.

Kader o kutlu hanımın yolunu bir ticaret kervanı vesilesiyle yine aynı cahiliye toplumunda “el-Emin” olarak nam salmış Muhammed(sav) ile kesiştirdiğinde yeryüzünün en kutlu nikahı en temiz şekilde kıyılmış ve yeryüzünün en mübarek yuvası böylece kurulmuştur.  Hatice validemiz ile Efendimiz ’in kurdukları ev, aşkın zirvesinde olduğu örnek ve model bir yuvadır.  Kıyamete kadar tüm ailelere örnek olabilecek, bir İslam ailesinin nasıl olması gerektiğinin numunelerini sunan emsalsiz bir yuvadır. Bu yuvanın temellerini oluşturan en önemli esaslar ise şunlardır:

-Aşk ve sevgi ve bunların taraflara kazandırttığı şefkat ve merhamet

-Paylaşma ve tahammül

-İki tarafın da göstermesi gereken fedakârlık

Dikkat edilirse günümüzde aile mefhumunun temellerinin sarsılmaya başlamasının ya bu esaslardan tamamıyla uzaklaşmış olmaktan ya da bu özelliklerin yalnızca bir tarafın üstlenmesinden kaynaklandığı görülür. Oysa yapmamız gereken aile temellerimizi oluştururken de Kur’an-ı Kerim’in “en güzel örnek” olarak nitelediği Peygamber Efendimiz’i (sav) örnek almak ve onun benimsediği esasları benimsemek olmalı idi.

Tarihi kaynaklar bu kutlu evliliğin ilk günlerinde Efendimiz’in(sav) amcası Ebû Talib'in Hz.Hatice’nin zenginliğinden dolayı yeğenine karşı üstünlük taslayıp onu incitebileceği düşüncesinden kaynaklanan endişesini bize aktarırlar. Bu düşüncelerden emin olmak için bir gün hizmetlisi Neb’a isimli bir hanıma “Hatice'nin evine git ve karı-koca arasındaki ilişkilerin nasıl olduğuna yakından bak ve gel bana bunu haber ver." diyerek onu Hatice'nin evine gönderdi. Neb'a denileni yaptı, eve gitti ve biraz da gizlice Hatice ile Muhammed arasındaki ilişkinin nasıl olduğunu gözlemlemeye başladı. Neb’a, onları izledikçe hayran oluyor, böyle bir karı-koca ilişkisine şimdiye kadar hiç şâhit olmadığını itiraf ediyordu.  Öyle ki Hatice validemiz eşiyle konuşmaya her başlayışında;  "Anam, babam sana feda olsun" diye başlıyor, evde Efendimiz'in (sas) bir dediğini iki etmiyor, hizmetçileri olmasına rağmen eşine kendi elleri ile hizmet ediyordu. Efendimiz (sas) ise elinden geldiğine Hz. Hatice’ye ev işlerinde yardım ediyor, büyük bir aşk ve muhabbet ile hanımıyla konuşuyordu. Neb'a gördüklerini yaşlı amca Ebû Talib'e anlatınca, Ebû Talib gözyaşlarına boğuluyor, bir yandan da şükürler ediyordu. Bu kutlu yuvada seven sevdiği için fedakarlık ediyor, sevilen de aynı zamanda seven olarak bu fedakarlığa daha büyük fedakarlıkla mukabele ediyordu.

Günler böylece geçip giderken o mübarek ev kalabalıklaşıyor, yeni doğan çocukların yanı sıra Ali, Zeyd gibi isimler o kutlu haneye katılıyor ve Hz. Hatice’nin kanatları altında yetişiyorlardı. Peygamber Efendimiz(sav)  kırk yaşına yaklaştığı yıllar ve özellikle son altı ay ruh hali çok ağırlaşmış, olağanüstü bazı olaylara şahit olmaya başlamıştı. Bir beşer için çok ağır olan bu vahye hazırlık sürecinde de  Efendimiz’in en büyük destekçisi Hz.Hatice idi. O (sav) başından geçen her olayı Hatice’si ile paylaşıyordu. Çünkü Hatice validemiz, eşinin kendiyle paylaştığı sırları kimseyle paylaşmıyor, onun derdini küçük görmüyor, herhangi bir sorunla karşılaştığında ortalığı ayağa kaldırmıyordu. O asil kadın “Efendim” diye hitap ettiği hayat yoldaşını büyük bir dikkatle dinliyor ve derdine derman olabilecek şeyler söyleyerek, O’na sabır telkin ediyordu.  Burada dikkat çeken bir diğer nokta ise bir eş olarak eşine en güzel şekilde destek olan Hatice annemizin sabrı, metaneti, merhameti, aşkı ve şefkati olduğu kadar Peygamber olsa dahi bir insanın en zor dönemlerinde sığınacak, sırtını yaslayacak, yanında yürüyecek bir dost, bir yoldaş ihtiyacıdır. Hz. Hatice validemiz de Efendimiz için bir yar ve yardımcı idi.

Bazen Efendimiz’ in Hira’daki yolculuğu uzun sürünce, Hatice validemiz hazırladığı yiyecekleri Efendisine götürmek için Nur dağına doğru gidiyor ve şu an bile insanın çıkmakta zorlandığı Nur Dağı'na, ilerlemiş yaşına rağmen çıkıyor, Efendi'sinin yanında oturuyor, konuşmaları ile O'nu rahatlatıyor, yüreğindeki fırtınaları dindirmeye çalışıyordu. Vakit geç olunca Efendimiz (sav)bazen birlikte evine dönüyor, bazen de Hatice’sini yolcu ettikten sonra o mağarada geceliyordu. Bazen de Efendimiz(sav) dağın zirvesinde Hatice'sinin kendisine doğru geldiğini görünce, onu yormak istemiyor, kendi dağın eteğine doğru iniyor, onu orada karşılıyor, orada saatlerce sohbet ediyordu. Nübüvvet sonrası bir gün yine Hatice validemiz mağaraya azık getiriyordu. Hava sıcak, yolu zorlu, yaşı ise ilerlemişti. Kan ter içinde mağaraya yaklaşırken Cebrail aleyhisselam Efendimiz(sav)'e Hatice'nin gelişini haber verdi.  Dedi ki;  "Ya Resulullah! Gelen Hatice'dir. Rabbim çekmiş olduğu bunca sıkıntı ve göstermiş olduğu bunca fedakârlığa karşı ona selam söylüyor ve ona cennette, ne bir gürültü ne bir yorgunluk bulunan inciden donatılmış bir saray müjdeliyor. " Efendimiz Hatice'si gelince onu ayakta karşıladı ve ona bu büyük müjdeyi verdi. Hz. Hatice bu müjdeye çok sevinerek bu selam ve ödüle mukabelede bulundu: "Selam Allah'tır. Selam O'ndandır. Selam Allah'a, O'nun büyük meleği Cebrail'e ve senin üzerine olsun Ya Resulullah. "

Ve nihayet ilk vahiy yeryüzüne inip Peygamber Efendimiz(sav)’e  “Oku” emri Hira mağarasında Cebrail aleyhisselam tarafından iletilince Rasulullah(sav) bir beşer olarak bu yükü karşılamakta zorlanmış ve ilk olarak “Beni örtün” diyerek Hatice’sinin limanına sığınacaktı. Hz. Hatice ise ilk önce “Endişelenme ey efendim! Allah seni zayi etmeyecektir” diyerek Rasulullah(sav)’ın yüreğine su serpecek ve ardından tarihe geçen şu sözleri söyleyerek yıllarca aynı yastığa baş koyduğu Efendisinin yüce ahlakına şahitlik edecekti:

“Sen akrabalarını koruyup gözetirsin. Düşkünlerin elinden tutarsın. İhtiyacı olanların ihtiyaçlarını karşılarsın. Misafirlerine her türlü ikramı yaparsın. Hakkın yanında yer alır, Hakkın ikamesi için çalışırsın.”

İşte o Hatice’dir ki yüce ahlakına şahitlik ettiği eşinin her daim arkasında olmuş ve on beş yıl nübüvvet öncesi ve on yıl da nübüvvet yılları olmak üzere tam yirmi beş yıl O’nu desteklemiştir. Nübüvvete yuva olmanın zorluklarına katlanmış, Hz. Peygamber’in “Ben Hatice’nin sevgisiyle rızıklandırıldım.” hitabına mazhar olmuş, vefa gösterdiği bu yolda vefatından yıllar sonra bile sevdiği tarafından vefa ile anılmıştır.  Yeryüzünde Allah’ın selamına muhatap olmuş bir kadın olarak anılmak ne büyük şereftir!

Allah bizleri de o büyük insanların sevgileriyle rızıklandırsın. Onların ahlakıyla ahlaklanabilmeyi, o ahlaka sahip insanlarla Risâlet davasında yoldaşlık etmeyi nasip etsin. Amin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Girizgah

      Tüm düzenimizin bozulduğu bu dönemde, bir rehberin ihtiyacını duyduk. Birkaç arkadaş bir araya gelip bir sohbet zinciri kurduk, konumuzu da "Sahabe Hayatları" olarak belirledik.     Her hafta bir sahabeyi Muhammed Emin Yıldırım' ın Sahabe Dersleri adlı kitabından okuyacağız. Edindiğimiz bilgiyi ise merkep gibi taşımaktansa paylaşmaya karar verdik.     Bir ürün ortaya koymanın değeri çoktur. Yalnız konuşmakla olmaz, üretmek lazım. Biz de her hafta öğrendiklerimizle ilgili notlar paylaşmaya karar verdik. Zira yazmak zihni açar ve düşünceleri düzene sokar.  Allah' ın izniyle, siz de bu notlardan bizim kadar yararlanırsınız.     Hayatlarımızı sahabe rehberliğinde geçirmek dileğiyle.    

7. Ders: Hz. Talha bin Ubeydullah (r.a)

Vedûd olan Allah'ın adıyla... Bazı okul meşguliyetlerimiz sebebiyle yazılarımızı paylaşmada biraz geciksek de buluşmalarımıza devam ediyoruz elhamdülillah. Bu yazımızda Yaşayan Şehit Talha bin Ubeydullah'tan bahsedeceğiz. Yapraklarını, dallarını, meyvelerini, salkım salkım çiçeklerini cömertçe sunan akasya ağacı anlamına gelmektedir Talha. Sahabe efendimiz de tam olarak ismiyle müsemmâ. Henüz İslam'la tanışmadan önce de imanın izlerini taşıyor hayatında. Yoksullara yardım ediyor, düşene destek çıkıyordu. Yine bir gün ticaret için gittiği Busra'da bir rahipten duyduğu sözler vesile oldu imanla tanışmasına. Ardından Mekke'ye döndüğünde birçok insana olduğu gibi Hz. Ebu Bekir'in elleri götürdü onu Peygamberimiz (sav)'e.  Yüreğine dolan iman sevincini ailesiyle paylaşmak şöyle dursun akrabalarından işkencelere maruz kalıyor, bu eziyetlerin başını da annesi çekiyordu. Bunca ağır eziyetlere rağmen hakikatin tadını bir kez almıştı.  ''İsterseniz beni öldürü...