“Hanımlar
âleminin en hayırlıları şunlardır:
İmran'ın
kızı Meryem,
Müzâhim'in kızı Âsiye,
Hüveylid'in kızı Hatice,
Muhammed'in (sas) kızı Fâtıma. "
(Tirmizî,
Menâkıb, 130)
Bismillah.
O kutlu kadın
ki, yeryüzünde Peygamber Efendimiz (sav)’den sonra ilk iman eden kişi olma
şerefine nail olmuş, evine doğan nübüvvet güneşine on yıl kol kanat germiş,
cahiliye toplumunda dahi tâhire, ceyyide, kübra olarak
bilinmiş, hanımlar âleminin en hayırlı kadınlarından Hz. Hatice bint Hüveylid... Biz Hatice annemizden (radıyallahu anha)
kendini –malıyla, mülküyle,
evlatlarıyla- davasına adayan mümin insan karakterini öğrendiğimiz gibi yine
O’na bakarak Müslüman kadının İslam toplumunda birey olarak yeri ve değeri; buna
ek olarak eş olma, annelik, tacirlik gibi toplumsal vazife ve rolleri hakkında
fikir sahibi oluyor ve İslam kadını olarak karşılaştığımız tüm görevlerde
yüzümüzü ona her döndüğümüzde muhteşem bir örnek tablo ile karşılaşıyoruz.
Hz. Hatice, Peygamber efendimiz(sav)den daha önce
dünyaya gelmiş, varlıklı bir ailenin kızı olarak büyümüş ve her türlü
iffetsizliğin meşru olduğu bir zamanda iffetiyle nam salarak tâhire (temiz)
olarak anılmıştır. Yapmış olduğu iki evlilikte de eşlerini yitiren o tâhire
hanımın hayatının bu safhasında dikkate değer önemli bir nokta var ki o da Hz.
Hatice’nin büyük bir servetle Mekke gibi o günün dünyasında hiçbir iffet
sınırının olmadığı karanlık bir zaman ve mekanda dul olarak yaşamaya
başladığında evine kapanıp, o servet ile güzelce geçinip gitme kolaylığının
yerine, bataklıkta bile nasıl batmadan yaşanacağını aleme gösterme çabası ile
ticarete devam etmesidir. Bu mücadele, günümüzdeki gibi bir iffetsizlik çağında da
iffetli Müslüman bir kadın olarak var olabilme mücadelesi için en güzel
örnektir.
Kader o kutlu hanımın yolunu bir ticaret kervanı vesilesiyle yine aynı cahiliye toplumunda “el-Emin” olarak nam salmış Muhammed(sav) ile kesiştirdiğinde yeryüzünün en kutlu nikahı en temiz şekilde kıyılmış ve yeryüzünün en mübarek yuvası böylece kurulmuştur. Hatice validemiz ile Efendimiz ’in kurdukları ev, aşkın zirvesinde olduğu örnek ve model bir yuvadır. Kıyamete kadar tüm ailelere örnek olabilecek, bir İslam ailesinin nasıl olması gerektiğinin numunelerini sunan emsalsiz bir yuvadır. Bu yuvanın temellerini oluşturan en önemli esaslar ise şunlardır:
-Aşk ve sevgi ve bunların taraflara kazandırttığı şefkat ve merhamet
-Paylaşma ve tahammül
-İki tarafın da göstermesi gereken fedakârlık
Dikkat edilirse günümüzde aile mefhumunun
temellerinin sarsılmaya başlamasının ya bu esaslardan tamamıyla uzaklaşmış
olmaktan ya da bu özelliklerin yalnızca bir tarafın üstlenmesinden
kaynaklandığı görülür. Oysa yapmamız gereken aile temellerimizi oluştururken de
Kur’an-ı Kerim’in “en güzel örnek” olarak nitelediği Peygamber Efendimiz’i (sav)
örnek almak ve onun benimsediği esasları benimsemek olmalı idi.
Tarihi kaynaklar bu kutlu evliliğin ilk günlerinde Efendimiz’in(sav)
amcası Ebû Talib'in Hz.Hatice’nin zenginliğinden dolayı yeğenine karşı üstünlük
taslayıp onu incitebileceği düşüncesinden kaynaklanan endişesini bize
aktarırlar. Bu düşüncelerden emin olmak için bir gün hizmetlisi Neb’a isimli bir
hanıma “Hatice'nin evine git ve karı-koca arasındaki ilişkilerin nasıl olduğuna
yakından bak ve gel bana bunu haber ver." diyerek onu Hatice'nin evine
gönderdi. Neb'a denileni yaptı, eve gitti ve biraz da gizlice Hatice ile
Muhammed arasındaki ilişkinin nasıl olduğunu gözlemlemeye başladı. Neb’a,
onları izledikçe hayran oluyor, böyle bir karı-koca ilişkisine şimdiye kadar
hiç şâhit olmadığını itiraf ediyordu. Öyle
ki Hatice validemiz eşiyle konuşmaya her başlayışında; "Anam, babam sana feda olsun" diye
başlıyor, evde Efendimiz'in (sas) bir dediğini iki etmiyor, hizmetçileri olmasına
rağmen eşine kendi elleri ile hizmet ediyordu. Efendimiz (sas) ise elinden
geldiğine Hz. Hatice’ye ev işlerinde yardım ediyor, büyük bir aşk ve muhabbet
ile hanımıyla konuşuyordu. Neb'a gördüklerini yaşlı amca Ebû Talib'e anlatınca,
Ebû Talib gözyaşlarına boğuluyor, bir yandan da şükürler ediyordu. Bu kutlu
yuvada seven sevdiği için fedakarlık ediyor, sevilen de aynı zamanda seven
olarak bu fedakarlığa daha büyük fedakarlıkla mukabele ediyordu.
Günler böylece geçip giderken o mübarek ev
kalabalıklaşıyor, yeni doğan çocukların yanı sıra Ali, Zeyd gibi isimler o
kutlu haneye katılıyor ve Hz. Hatice’nin kanatları altında yetişiyorlardı.
Peygamber Efendimiz(sav) kırk yaşına
yaklaştığı yıllar ve özellikle son altı ay ruh hali çok ağırlaşmış, olağanüstü
bazı olaylara şahit olmaya başlamıştı. Bir beşer için çok ağır olan bu vahye
hazırlık sürecinde de Efendimiz’in en
büyük destekçisi Hz.Hatice idi. O (sav) başından geçen her olayı Hatice’si ile
paylaşıyordu. Çünkü Hatice validemiz, eşinin kendiyle paylaştığı sırları
kimseyle paylaşmıyor, onun derdini küçük görmüyor, herhangi bir sorunla
karşılaştığında ortalığı ayağa kaldırmıyordu. O asil kadın “Efendim” diye hitap
ettiği hayat yoldaşını büyük bir dikkatle dinliyor ve derdine derman olabilecek
şeyler söyleyerek, O’na sabır telkin ediyordu. Burada dikkat çeken bir diğer nokta ise bir eş
olarak eşine en güzel şekilde destek olan Hatice annemizin sabrı, metaneti, merhameti,
aşkı ve şefkati olduğu kadar Peygamber olsa dahi bir insanın en zor
dönemlerinde sığınacak, sırtını yaslayacak, yanında yürüyecek bir dost, bir
yoldaş ihtiyacıdır. Hz. Hatice validemiz de Efendimiz için bir yar ve yardımcı
idi.
Bazen Efendimiz’ in Hira’daki yolculuğu uzun sürünce,
Hatice validemiz hazırladığı yiyecekleri Efendisine götürmek için Nur dağına
doğru gidiyor ve şu an bile insanın çıkmakta zorlandığı Nur Dağı'na, ilerlemiş
yaşına rağmen çıkıyor, Efendi'sinin yanında oturuyor, konuşmaları ile O'nu
rahatlatıyor, yüreğindeki fırtınaları dindirmeye çalışıyordu. Vakit geç olunca
Efendimiz (sav)bazen birlikte evine dönüyor, bazen de Hatice’sini yolcu ettikten
sonra o mağarada geceliyordu. Bazen de Efendimiz(sav) dağın zirvesinde
Hatice'sinin kendisine doğru geldiğini görünce, onu yormak istemiyor, kendi
dağın eteğine doğru iniyor, onu orada karşılıyor, orada saatlerce sohbet
ediyordu. Nübüvvet sonrası bir gün yine Hatice validemiz
mağaraya azık getiriyordu. Hava sıcak, yolu zorlu, yaşı ise ilerlemişti. Kan
ter içinde mağaraya yaklaşırken Cebrail aleyhisselam Efendimiz(sav)'e Hatice'nin
gelişini haber verdi. Dedi ki; "Ya Resulullah! Gelen Hatice'dir. Rabbim çekmiş
olduğu bunca sıkıntı ve göstermiş olduğu bunca fedakârlığa karşı ona selam
söylüyor ve ona cennette, ne bir gürültü ne bir yorgunluk bulunan inciden
donatılmış bir saray müjdeliyor. " Efendimiz Hatice'si gelince onu ayakta karşıladı
ve ona bu büyük müjdeyi verdi. Hz. Hatice bu müjdeye çok sevinerek bu selam ve
ödüle mukabelede bulundu: "Selam Allah'tır. Selam O'ndandır. Selam
Allah'a, O'nun büyük meleği Cebrail'e ve senin üzerine olsun Ya Resulullah.
"
Ve nihayet ilk vahiy yeryüzüne inip Peygamber Efendimiz(sav)’e
“Oku” emri Hira mağarasında Cebrail aleyhisselam
tarafından iletilince Rasulullah(sav) bir beşer olarak bu yükü karşılamakta
zorlanmış ve ilk olarak “Beni örtün” diyerek Hatice’sinin limanına sığınacaktı.
Hz. Hatice ise ilk önce “Endişelenme ey efendim! Allah seni zayi etmeyecektir” diyerek
Rasulullah(sav)’ın yüreğine su serpecek ve ardından tarihe geçen şu sözleri
söyleyerek yıllarca aynı yastığa baş koyduğu Efendisinin yüce ahlakına şahitlik
edecekti:
“Sen akrabalarını koruyup gözetirsin. Düşkünlerin
elinden tutarsın. İhtiyacı olanların ihtiyaçlarını karşılarsın. Misafirlerine
her türlü ikramı yaparsın. Hakkın yanında yer alır, Hakkın ikamesi için
çalışırsın.”
İşte o Hatice’dir ki yüce ahlakına şahitlik ettiği
eşinin her daim arkasında olmuş ve on beş yıl nübüvvet
öncesi ve on yıl da nübüvvet yılları olmak üzere tam yirmi beş yıl O’nu desteklemiştir.
Nübüvvete yuva olmanın zorluklarına katlanmış, Hz. Peygamber’in “Ben Hatice’nin
sevgisiyle rızıklandırıldım.” hitabına mazhar olmuş, vefa gösterdiği bu yolda
vefatından yıllar sonra bile sevdiği tarafından vefa ile anılmıştır. Yeryüzünde Allah’ın selamına muhatap olmuş
bir kadın olarak anılmak ne büyük şereftir!
Allah bizleri de o büyük insanların sevgileriyle
rızıklandırsın. Onların ahlakıyla ahlaklanabilmeyi, o ahlaka sahip insanlarla Risâlet
davasında yoldaşlık etmeyi nasip etsin. Amin.
Yorumlar
Yorum Gönder